<div><span><span>Anne babası “<strong>Kıprıslı</strong>" kendisi <strong>29 Mayıs 1938 Kayseri</strong> doğumlu muhafazakâr camianın önde gelen aksiyonerlerinden <strong>Şule Yüksel Şenler</strong> 81 yaşında vefat etti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>'ın cenaze namazına katılması ve başsağlığı mesajı yayınlaması merhumenin tanınırlığını ve manevi nüfuzunu gösteriyor.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel Şenler</strong>'le ilgili kafaları karıştıran küçük ama önemli ayrıntı, kendisinin “<strong>Kıprıslı”</strong> ama <strong>Kayseri</strong> doğumlu olduğunun belirtilmesiydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Şenler’in Kıbrıslı ailesi, Türkiye’ye nasıl geldi? </strong></span></span></div> <div><span><span>Şenler’in Babası Hasan Tahsin annesi Mihriban Ümran teyze çocuklarıydı. Ailenin şeceresinde yer alan bilgilere göre, ataları <strong>Konya</strong>’dan <strong>1 Ağustos 1571</strong>’de <strong>Kıbrıs’ın Fethi </strong>zamanında <strong>Anadolu</strong>’dan, çoğunlukla da <strong>İçel</strong> ve <strong>Konya</strong> bölgesinden göçmenler getirilerek <strong>Kıbrıs</strong>’a yerleştirildi.</span></span></div> <div><span><span>Bunların bir kısmı, <strong>Karamanoğulları</strong>’nın isyanıyla <strong>Osmanlı</strong> yönetiminin sürgün ettiği <strong>Türkmen</strong> aşiretlerindendi. </span></span></div> <div><span><span>Ailenin bir başka kolu da <strong>Yavuz Sultan Selim</strong> döneminde <strong>Medine</strong>’ye gönderilmişti. Onlar da “<strong>Kıprıs</strong>”ın fethinden sonra adaya gönderilmişti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Lozan Antlaşması</strong>’nın 21. Maddesi ile <strong>Kıbrıs Türklerine,</strong> Türk vatandaşlığına geçerek <strong>Türkiye’ye</strong> <strong>göç</strong> etme imkânı da tanınmış ancak <strong>Kıbrıs</strong>’tan <strong>Anadolu</strong>’ya <strong>Türk</strong> göçüne iki yıllık bir zaman sınırlaması getirilmişti. </span></span></div> <div><span><span>Bu sürenin dolmasından sonra da <strong>Anadolu</strong>’ya <strong>Türk göçü </strong> sürdü. <strong>Kıbrıs’</strong>tan <strong>Anadolu’</strong>ya Türk göçünü, İngiliz yönetimi hızlandırmak için <strong>Kıbrıs Türkler</strong>’ine baskı uyguladı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1938</strong> yılına kadar devam eden bu göçler, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Kıbrıs</strong>’taki <strong>Türk</strong> nüfusunun daha fazla azalmaması için almış olduğu bazı tedbirler ile önemli ölçüde durduruldu.</span></span></div> <div><span><strong><span>Şenler’in annesi Mihriban Ümran, Kıbrıs Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi’ni bitirmişti…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel Şenler</strong>'in annesi <strong>Mihriban Ümran</strong>, adada<strong> 1902</strong>'de öğretime açılan “<strong>Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi” </strong>mezunuydu. </span></span></div> <div><span><span>Adada <strong>1897</strong>'de <strong>Kıbrıs İdadisi,</strong> sonra <strong>1901</strong>'de <strong>Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi</strong> kuruldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Viktorya</strong> okulunun inşaat masraflarını <strong>İngiliz</strong> yönetimi ve <strong>Kıbrıslı Türk yardımseverler</strong> birlikte karşılamış olmasına rağmen <strong>İngiltere</strong> sömürge idaresi, okulun inşaatı için yaptığı yardımın karşılığında okulun adının “<strong>Viktorya”</strong> olmasında ısrar etmişti. </span></span></div> <div><span><span>Okul, “<strong>çağdaş Kıbrıs Türk kadını</strong>”nın yetişmesinde önemli bir rol üstlendi. “<strong>İslam İnas Sanayi Mektebi”, </strong>adanın siyasi, kültürel ve sosyal yaşamına önemli katkılar sundu. </span></span></div> <div><span><span>Yeni kurulan <strong>Türkiye Cumhuriyeti’</strong>nin toplumsal alanda gerçekleştirdiği yeniliklerin, <strong>Türk Milliyetçiliği</strong>nin <strong>Kıbrıs</strong>’a ulaşmasında ada <strong>Türkleri</strong>nin benimsemesinde öncü oldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Viktorya Kız Okulu</strong>, <strong>Kıbrıslı Türk kızların</strong> eğitim aldığı adanın en köklü okullarından birisiydi. </span></span></div> <div><span><strong><span>Kıbrıs Türkü Hasan Tahsin’in Kayseri Sümer Bez Fabrikasına geliş sürecinde yaşanan olaylar… </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs Türklüğü</strong>’nün bağımsızlık mücadelesinde erken dönemi dönüm noktalarından biri de <strong>1930</strong> seçimleri ile <strong>1931</strong> <strong>Rum</strong> <strong>isyanı</strong>dır.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Kıbrıs 1930 seçimleri…-</span></span></div> <div><span><span><strong>1931</strong>'de <strong>Rumların</strong> “<strong>Enosis</strong>” (Adanın Yunanistan’a bağlanması) <strong>isyanı</strong> başladı. <strong>Rumlar,</strong> <strong>İngiliz</strong> valisinin konağını yakınca <strong>İngiliz</strong> politikası sertleşti. <strong>Türk cemaati</strong> ise <strong>Enosis</strong>’e karşı olduğunu açıkladı.</span></span></div> <div><span><span><strong>1930</strong> seçimlerinde, <strong>Atatürk</strong> devrimlerini ve <strong>Türk</strong> milliyetçiliğini savunan “<strong>Halkçılar</strong>” grubu büyük başarı kazanmış, <strong>İngiliz</strong> <strong>Sömürge Yönetimi</strong> <strong>işbirlikçileri</strong> ise ağır bir darbe almıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Rumlar’</strong>ın A<strong>da</strong>’yı <strong>Yunanistan</strong>’a ilhak amacıyla çıkarttıkları <strong>1931</strong> <strong>Rum İsyanı</strong> sonrasında, <strong>İngilizler, Türklere ve Rumlara</strong> baskı uyguladı. </span></span></div> <div><span><span>Okullara <strong>Türk bayrağı </strong>çekilmesi ve <strong>İstiklal Marşı</strong>’nın okunması yasaklandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıslı Türkler</strong> tarafından farklı çözüm yolları arandı. <strong>Ada</strong>’dan <strong>Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti</strong> yetkililerine mektup ve rapor gönderilerek karşılaştıkları sorunlarla ilgili bilgi verildi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Atatürk’ün Türk Silahlı Kuvvetleri</strong>’nin <strong>1930</strong>’lu yıllarda <strong>Antalya</strong> bölgesinde yaptığı bir tatbikatta söylediği <strong>“Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir”</strong> sözleri adayı İngilizlere bırakmaya ve hele hele “<strong>Kıprıs Türkleri</strong>”ni yalnız bırakmaya hiçte niyetli olmadığını gösteriyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs</strong> adasında meydana gelen <strong>1931 Rum İsyanları’</strong>ndan sonra <strong>Ankara’ya</strong> gelen ve kurulacak olan mukavemet hareketi için yardım isteyen bir <strong>Kıbrıs Türk</strong> heyetine o günlerin zor ekonomik koşulları altında büyük bir maddi yardımda bulunmuş, heyete, <strong>Antalya</strong>'daki askeri tatbikatta ifade ettiği “<strong>Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için çok önemlidir.</strong>” sözünü tekrarlamıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs</strong>’tan gelen <strong>Türk heyetinin</strong> taleplerini dinleyen <strong>Atatürk,</strong> <strong>Dışişleri</strong> yetkililerine <strong>Kıbrıslı Türkler’</strong>le müşterek <strong>Kıbrıs Türk </strong>toplumunun <strong>1930</strong>’lu yıllarda iktisadî açıdan son derece kötü durumda olmasının önüne geçecek önerileri içeren bir rapor hazırlanması talimatını verdi. </span></span></div> <div><span><span>Çok geçmeden “<strong>Rapor”</strong> hazırlandı. <strong>Türkler’in Kıbrıs</strong>’ta kalması, göç etmemesi için, iktisadî durumlarının düzeltilmesinin önemi vurgulanıyor, <strong>Türk</strong> ailelerin iş bulabilmesi ve ekonomik darboğazdan kurtulabilmesi için önceliğin iktisadî girişimlere verilmesi üzerinde duruluyordu. </span></span></div> <div><span><span>Raporda, <strong>Kıbrıs Türkleri</strong>’nin <strong>Ada</strong>’daki iktisadî durumunun düzeltilmesi için alınacak tedbirler çerçevesinde <strong>Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti</strong>’nin bir sigara fabrikası tesis etmesi halinde, açılacak bir Türk fabrikasının senelik <strong>100 bin kilo Türk tütünü </strong>işleyebileceği, <strong>Atatürk</strong>'ün direktifleriyle <strong>İzmir Birinci İktisat Kongresi'</strong>nde alınan kararlar doğrultusunda <strong>26 Ağustos 1924 </strong>tarihinde kurulan <strong>İş Bankası</strong>’nın <strong>Kıbrıs</strong>’ta bir şube açması ile <strong>Sümer Bank</strong>’ın bir <strong>yerli malı pazarı</strong> açması gerekliliği belirtilmişti. </span></span></div> <div><span><strong><span>Kıbrıs Türkleri'nin silahlı eğitimi Atatürk döneminde başladı…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Adana</strong> ve <strong>Mersin</strong>’de özellikle yaz aylarında önemli miktarda ziraatla uğraşacak ameleye ihtiyaç vardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs</strong>’ta işsiz kalan ve çok az miktarda bir yevmiye ile çalışan <strong>Türkler</strong>’e<strong> hususi vize </strong>verilerek, bunların bu şehirlerde çalışmalarının sağlanması, gelir sağlamak ve refah seviyesini yükseltmek için uygun bulundu. </span></span></div> <div><span><span>Adadaki <strong>İngiliz Sömürge Yönetimi</strong>ne <strong>Çukurova'</strong>da ihtiyaç duyulan <strong>mevsimlik işçi</strong> ihtiyacı bildirildi. Onlar da yaptıkları tetkiklerde doğru bir talep olduğunu belirlemişlerdi.</span></span></div> <div><span><span>Böylelikle <strong>İngiliz</strong> istihbaratının dikkatini çekmeden “<strong>Mevsimlik işçi” </strong>statüsünde çalışmaya gelenlerden seçilenler, gizliliğe dikkat edilerek <strong>Antalya-Kemer</strong> yolu üzerinde ormanlık bir alan içinde bulunan <strong>gayri nizami harp teknikleri</strong>nin öğretildiği <strong>askeri kampa</strong> götürülüyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk Mukavemet Teşkilatı</strong>'nın ilk çekirdek kadrosu burada eğitim alan <strong>Türkler</strong>’den oluşturuluyordu. </span></span></div> <div><span><span>Bu kamplarda eğitime tabi tutulan <strong>Kıbrıs Türkleri</strong>ne, <strong>Eğirdir Dağ ve Komando Okulu</strong> personeli tarafından silah kullanımı, bakımı, atış talimi, gerilla, komando, sabotaj, kundaklama ve gizli harekât teknikleri konularında bilgiler veriliyordu. </span></span></div> <div><span><span>Onlar da <strong>Kıbrıs</strong>’a döndüklerinde aldıkları eğitime göre hareket ediyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>1923-1930 </strong>arasında <strong>5-6 bin Kıbrıslı Türk, Türkiye</strong>’ye göç etti.</span></span></div> <div><span><strong><span>Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası neden önemli? </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası</strong>, Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (1930) kapsamında <strong>Sovyetler Birliği</strong>'nden alınan <strong>8,5 Milyon Türk Liralık</strong> krediyle kuruldu. </span></span></div> <div><span><span>Temelleri, <strong>20 Mayıs 1934</strong>'te dönemin Başbakanı<strong> İsmet İnönü</strong> tarafından atıldı ve inşası <strong>16,5 </strong>ayda tamamlanarak <strong>16 Eylül 1935</strong>'de hizmete açıldı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sovyetler Birliği</strong>’nde tasarlanan yapılar, betonarme ve yığma karma teknikle inşa edildi.</span></span></div> <div><span><span>Halk tipi, ucuz pamuklu kumaş üretmek için kurulmuştu. Hizmete açıldığı yıllarda, fabrikada<strong> 2 bin 100</strong> işçi ile 155 memur çalıştı. </span></span></div> <div><span><strong><span>“Kıprıslı Aile"nin Kayseri günleri…</span></strong></span></div> <div><span><span>İşte, <strong>Şule Yüksel Şenler</strong>'in babası <strong>Kıbrıslı Hasan Tahsin</strong> de Kayseri Sümer Bez Fabrikasına çalışanlardan biriydi. </span></span></div> <div><span><span>Hasan Tahsin ve Mihriban Ümran'ın kardeş olan anneleri de Kıbrıs’tan Kayseri'ye gelmişlerdi. </span></span></div> <div><span><span>16 Eylül 1935'de çalışmaya başladığı fabrikada 1944 senesine kadar hizmet verdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>29 Mayıs 1938</strong>'de <strong>Kayseri</strong>'de doğan “<strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin <strong>asi ruhlu kızı Şule Yüksel”</strong>, ailenin üçüncü çocuğuydu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Şule Yüksel Şenler, mahkemede bir duruşma sırasında…-</span></span></div> <div><span><span>İki kız kardeş, anneanne ve babaanne, birisinin kızı diğerinin yeğeni ve gelini <strong>Mihriban Ümran</strong>'a ev işlerinde ve çocuk bakımında yardımcı oluyordu. </span></span></div> <div><span><strong><span>Kayseri’den sonra İstanbul aileye yaramadı… </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’nın sonuna doğru <strong>Hasan Tahsin</strong>, kumaş ticareti yapmak için <strong>Kayseri Sümer Bez Fabrikası</strong>ndaki işinden istifa ederek <strong>İstanbul'a</strong> göç etti. <strong>İstanbul’</strong>da genellikle seçkin, zengin ve eğitimli kesimin yoğun olduğu <strong>Laleli</strong>'ye yerleşildi. </span></span></div> <div><span><span>Okul çağına gelen <strong>Şule Yüksel Şenler,</strong> <strong>Koca Ragıp Paşa İlkokulu</strong>'na verildi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Kıyafetinin temizliği, düzgün <strong>Türkçesi</strong> ile öğretmenlerinin sevdiği öğrencilerdendi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Demokrat Parti'nin düzensiz ekonomi politikası, Şule Yüksel Şenler’in babasını iflas ettirdi… </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>1947</strong>’de <strong>Truman Doktrini</strong>, <strong>1948</strong>’de <strong>Marshall Yardımları,</strong> Türk ekonomisini ABD yörüngesine yaklaştırdı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Demokrat Parti </strong>hükümeti; devletin ekonomik yaşamdaki etkinliklerini sınırlamak, özel kesimin gelişmesi için özel girişimleri desteklemek ilkesini parti programında açıklamıştı. </span></span></div> <div><span><span>Temel amaç, yabancı sermayeyi <strong>Türkiye</strong>’ye çekmek ve dış yardım olanaklarını hazırlamaktı.</span></span></div> <div><span><span>Yabancı sermaye bir geldi pir geldi; ithal mallar piyasayı doldurdu. <strong>İstanbul'</strong>da yaşayan<strong> Rum, Ermeni</strong> ve <strong>Yahudi</strong> tüccarlar yabancı şirketlerin temsilciliğini çoktan kapmıştı. </span></span></div> <div><span><span>Ne “<strong>Kayseri Sümer Bezi”</strong>ne ne de “<strong>Nazilli Basması”</strong>na tüketiciler eskisi gibi ilgi göstermiyordu. </span></span></div> <div><span><span>Ancak ekonomik kalkınmanın plansız bir şekilde yapılması, zaman içinde maliyeyi büyük sıkıntıya soktu. İflaslar başladı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Öğrenci Şule, “Terzi Şule” oldu… </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel</strong> orta ikinci sınıfa geldiğinde kumaş ticareti yapan babası, iflas etmiş, annesi de eşinin yaşadığı olaya üzüntüsünden felç olmuştu. </span></span></div> <div><span><span>Aile bütçesine katkı sağlamak için <strong>Laleli</strong>'de evlerine yakın <strong>Ermeni</strong> bir kadın terzinin yanına çırak girdi. Babası, kumaş siparişlerini karşıladığı <strong>Ermeni terzi kadına</strong> kızını gönül rahatlığı ile <strong>çırak</strong> vermişti. </span></span></div> <div><span><span>Hem babasının işinden hem de annesinin <strong>Kıbrıs</strong>’ta <strong>Kız Mektebi</strong>nde öğrendiği biçki-dikişten dolayı, kumaş ve dikiş bilgisi oldukça iyiydi ve terziliğe yatkınlığı vardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ermeni</strong> ustasının <strong>Avrupa’</strong>dan getirdiği moda dergilerini, inceliyor, giyim sektöründeki gelişmeleri yakından takip ediyor hatta yeni giysi modelleri tasarlıyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ermeni kadın terzi</strong> ve genç kalfası kısa sürede başka semtlerde de tanındı. Müşteri portföyü değişti. Kime ne renk hangi kalite kumaştan ne tür kıyafet dikileceğini biliyordu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Resim ve müzik</strong> dersleri alarak <strong>Ney</strong> üflemeyi, <strong>kanun</strong> çalmayı öğrenen <strong>Şule Yüksel Şenler</strong>'in “kırsal giysi” muamelesi yapılan başörtüsünün kentsoylu eğitimli kadınların inanç ve Kültür simgesine dönüşmesinde büyük emekleri vardı. </span></span></div> <div><span><span>Çünkü o entelektüel birikimi ile kadınlar için bir çok anlam ifade ediyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel Şenler</strong> ve ailesinin, kumaş ve dikiş sektörü ile ilişkisini bilmeyen <strong>başörtüsü düşmanı </strong>çevreler, <strong>Ermeni</strong> bir terzinin yanında <strong>çırak</strong> olduğu günlerin etkisiyle “<strong>Türban'ı icat eden kadın</strong>” iftirasını atmışlardı. Oysa, iddia gerçeği yansıtmıyor. </span></span></div> <div><span><strong><span>“Kıprıs Mitingleri”nde gözyaşlarıyla şiir okuyan genç kız… </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıslı Savaşçılar</strong>’ın <strong>Ulusal Birliği EOKA</strong>’nın hedefi <strong>Kıbrıs</strong>’ta <strong>Britanya</strong>’ya karşı anti-sömürgeci bir mücadele yürüterek <strong>Enosis</strong>’i gerçekleştirmek yani <strong>Kıbrıs’ı Yunanistan’la</strong> birleştirmekti. </span></span></div> <div><span><span>Asıl hedef, <strong>İngiliz Sömürge Yönetimi</strong> olmasına rağmen <strong>İngiliz İstihbaratı, Türkler’le Rumlar’ı</strong> karşı karşıya getirmeyi başardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1951</strong> <strong>Eylül</strong>’ünde <strong>Türkiye, NATO</strong>’ya kabul edildi. <strong>18 Şubat 1952</strong>’de, 5886 sayılı yasa ile <strong>TBMM, NATO</strong> anlaşmasını onayladı ve <strong>Türkiye</strong> resmen <strong>NATO</strong> üyesi oldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye, NATO</strong>'ya girdiği tarihten itibaren <strong>Kıbrıs</strong> politikasını <strong>Ada'da İngiltere</strong> yönetiminin korunması, bu statüde değişiklik olacaksa <strong>Türkiye</strong>'nin de söz sahibi olması gerektiği yönünde şekillendirdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>1950</strong> referandumunu, <strong>Türkler</strong> boykot etmiş, <strong>Rumlar</strong> yüzde 95 oyla <strong>Yunanistan</strong>’a bağlanma kararı almıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıslı Rumlar</strong>’ın “<strong>Enosis</strong>” talebi, adanın self-determinasyon hakkını temsil ediyordu. Ancak <strong>Türkler,</strong> <strong>Rumlar</strong> gibi düşünmüyordu. </span></span></div> <div><span><span>Üniversite gençliğinin tertiplediği “Kıprıs Türklüğünün haklarının korunması”nı talep eden mitinglerin vazgeçilmez bir katılımcısı da <strong>Şule Yüksel Şenler</strong>’di.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>“<strong>Kıprıslı Türk kızı</strong>” anonsuyla kürsüye gelen <strong>Şule Yüksel Şenler</strong>, okuduğu şiirlerle hem ağlıyor hem de binlerce insanı ağlatıyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs Türklüğü</strong>’nün bağımsızlık davasına gönül veren, ailede bir o değildi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Babası Hasan Tahsin</strong>, <strong>Kıbrıs</strong>’tan “<strong>Türk Mukavemet Teşkilatı</strong>”nın gönderdiği gençleri karşılıyor, onları silahlı eğitim görecekleri kamplara yönlendiriyordu. </span></span></div> <div><span><strong><span>Alman Katolik Rahibesi Rotraut Scheer, nasıl Şule Yüksel Şenler oldu? </span></strong></span></div> <div></div> <div><span><span>Bu konuda müfteriler; <strong>"Alman misyoner ve ‘CIA Asset’ Rotraud Scheer. Şule Yüksel'le birlikte henüz tasarladıkları ‘İslami başörtüsü’ne modellik yapıyor. Bu resim, yüzlerce yayında ve ‘İslami Konferans’ta, ‘İşte tesettür böyle olur’ denilerek kullanıldı. 1960'lardan önce böyle bir nesne yok!..”</strong> ifadelerini yalanlarına dayanak yaptı. </span></span></div> <div><span><span>Bazı yayın organlarında; <strong>"Ölen bu kadın ‘Kanlı Pazar’ın provokatörlerinden Mehmet Şevki Eygi (MI6) ve Alman Katolik rahibesi Rotraud Scheer (CIA) ile birlikte bugün ‘türban’ dediğimiz şeyi topluma çatır çatır enjekte etmiş, buz gibi ajan, su katılmamış bir işbirlikçi ve gericiydi."</strong> gibi kışkırtıcı ve aşağılayıcı ifadeler yer almıştı. </span></span></div> <div><span><span>Hatta hızını alamayan kara cahiller, “<strong>CIA ajanı Alman Katolik rahibesi misyoner Rotraud Scheer'in isim değiştirerek Şule Yüksel Şenler adıyla türban propagandası yaptığını…</strong>” yazdı, sosyal medyada paylaştı.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>“<strong>Rotraud Scheer</strong>” kimdi, gerçekten <strong>Alman Katolik Rahibesi</strong> ve misyoner miydi? </span></span></div> <div><span><span><strong>CIA bağlantısı</strong> var mıydı? </span></span></div> <div><span><span>Ş<strong>ule Yüksel Şenler</strong> o muydu?<strong> </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel Şenler</strong> ile nasıl tanışmışlardı? </span></span></div> <div><span><span>İz sürücü müfterilere göre, <strong>1966</strong> senesinde <strong>Rotraud Scheer </strong>isimli <strong>Alman Katolik Rahibesi</strong>, <strong>Misyoner</strong> ve <strong>CIA Asset </strong>sonradan <strong>Müslüman</strong> olarak başını kapatmış, işte bu kadın <strong>Şule Yüksel</strong>'e örnek gösterilir ve <strong>"-Alman bir kadın bile başını kapatıyor, sen nasıl bir müslümansın?" </strong>diye baskı yaparlar. </span></span></div> <div><span><span>Bu müfterilere göre; "<strong>Türban, ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülkeler tarafından 1966’da Şule Yüksel Şenler ve Alman Rotraut Scheer kullanılarak ülkeye empoze edilen planlı bir hareket”</strong>ti.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Şule Yüksel Şenler</strong>, modern Türkiye’yi sallayan başörtüsü akımını hızlandıran adımında, <strong>Amerikan</strong> aktristi <strong>Audrey</strong> <strong>Hepbourne</strong>'nın bir filmdeki kıyafetinden esinlenerek tasarladığı başörtüsünü, <strong>Rotraud Scheer</strong> ile <strong>Anadolu</strong>’da konferanslar serisiyle tanıtmıştı. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Audrey Hepbourne-</span></span></div> <div><span><span><strong>Başörtüsü</strong> köylü giysisi olmaktan, kentsoylu kadının çağdaş kıyafetine dönüşmüştü. Asıl hazmedilmeyen husus buydu. </span></span></div> <div><span><strong><span>“Rotraut Scheer” kimdi? Katolik Rahibe, misyoner ve “CIA Asset" miydi? </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Şenler,</strong> “<strong>Hidayet”</strong> isimli kitabında <strong>Rotraut Scheer</strong>'den<strong> </strong>vaftiz adıyla<strong> Maria</strong> olarak söz eder ve <strong>Müslüman</strong> olduktan sonra <strong>Cemile</strong> adını aldığını belirtir. </span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Bir <strong>Demir Perde</strong> ülkesinde dünyaya gelen, anne babasının ve ülke rejiminin sertliğine rağmen gencecik yaşında verdiği cesur bir kararla <strong>Müslüman</strong> olmuş bir genç kızın,<strong> Maria</strong>’dan <strong>Cemile</strong>’ye dönüşmesinin hikâyesini anlatır. </span></span></div> <div><span><span><strong>"Yalvarırım Maha...”</strong> dedi. “<strong>Müslüman nasıl olunur, Müslüman olmam için ne yapmam lâzım? Bana öğretin. Hemen, şimdi Müslüman olmak istiyorum ben. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Bizi dinsiz imansız Allah’sız kitapsız yetiştirenler kahrolsunlar! Artık onlara inanmıyorum. Allah’ın varlığına ve birliğine inanıyor ve Müslüman olmak istiyorum.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Beş dakika sonra ezberlediği mübarek kelimeler ağzından dökülürken üçü de ağlıyorlardı. Maria’nın titrek ve heyecanlı sesi ulvî dalgalar halinde odaya yayılmaktaydı: Eşhedü en lâ ilâhe illallah Ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlüh."</strong></span></span></div> <div><span><span>Anlatılanlar gerçek hayattan kesitler sunmaktadır. <strong>Maria</strong> veya <strong>Müslüman</strong> adıyla <strong>Cemile,</strong> <strong>Doğu Alman</strong> vatandaşı <strong>Rotraut</strong> <strong>Scheer</strong>'den başka kimse değildir. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Hidayet”</strong> kitabında <strong>Maria</strong>'nın kendisine <strong>İslam</strong>’ı anlatmasını istediği '<strong>Maha</strong>' ise <strong>Üstad</strong>’ın (Said Nursi) talebelerinden olan <strong>Berlin</strong>'deki <strong>Abdulmuhsin Muhsin Alev el-Konevi</strong>'den başkası değildir. </span></span></div> <div><span><strong><span>Abdulmuhsin Muhsin Alev el-Konevi kimdir? </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Nur Talebeleri’</strong>nin “<strong>Muhsin Alev Ağabey”</strong> olarak da bildikleri <strong>Abdul-Muhsin Alkonavi,</strong> <strong>1931</strong> <strong>Konya</strong> doğumludur. Adını sonradan değiştirmiştir.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Nitekim, <strong>Şeyh Nazım Kıbrısi</strong>'ye yazdığı mektupta kendisini <strong>"</strong><strong>Hoca Selım oğlu, Molla Mehmad oğlu olup sonradan Konyaya gelip yerleşen babam Bakırcı Hafız Mustafa Efendinin ve Osman Hodoğlu kızı ve annem Konyalı Fatma Hanımın oğluyum"</strong> ifadesiyle tanıtır.</span></span></div> <div><span><span>Bu mektubunda; gerçekten “<strong>İblisin Kıblesi</strong>” olmayı başarmış <strong>Cengiz Özakıncı</strong> ve benzerlerinin iftiralarına konu olan <strong>Rotraut</strong> <strong>Scheer</strong>'den “<strong>eşi</strong>” olarak söz eder.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>İstanbul Üniversitesi</strong> Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne yaptırdığı kayıtla başlayan üniversite hayatı <strong>Psikoloji</strong> ve <strong>Sosyoloji</strong> eğitimi ile tamamlanır. </span></span></div> <div><span><span>Daha sonraları <strong>1954</strong>'te <strong>Nur Risaleleri’</strong>nin neşrinden dolayı cezaevine düşmemek için gittiği <strong>Almanya</strong>'da <strong>Berlin Teknik Üniversitesi</strong>’nde <strong>İnşaat Mühendisliği</strong>ni de bitirir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Risale-i Nur</strong>’da <strong>Bediüzzaman</strong> <strong>Hazretlerinin</strong> kendisine hitaben yazdığı bir mektup ve <strong>Tarihçe-i Hayat’ta Abdulmuhsin </strong>imzasıyla bir mektubu yer alır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>’ye sadece bir geceliğine gelmiş ve hemen geri dönmüştür. </span></span></div> <div><span><span><strong>Almanya</strong>’da üniversite tarafından kabul edilen, “<strong>Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Yazılarındaki (Risale-i Nur’larda) Diktatörlük Anarşi veya Kaosa Karşı İslâmî Cemiyet</strong>” adlı mastır çalışması var. Bu tez, <strong>Almanca</strong> kitap olarak basılmıştır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Marburg</strong> <strong>Üniversitesi</strong> İslam Bilimcisi <strong>Prof. Dr. Ursula Spuler-Stegemann,</strong> <strong>1992</strong> yılında gerçekleştirilen “<strong>İslâm Düşüncesinin 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî</strong>” başlıklı uluslararası sempozyumda; Almanya’daki Nur hizmetleri hakkında geniş olarak ele aldıktan sonra <strong>Muhsin Alev</strong>’le ilgili şu bilgileri aktarmıştı:</span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Abdul-Muhsin Alkonavi, Muhsin Alev-</span></span></div> <div><span><span>“36 yıl sonra, 1954’te talebesi Muhsin Alev’i Berlin’e göndermiştir. Bundan önce de Berlin Camii imamına Zülfikar isimli eserini göndermiştir.</span></span></div> <div><span><span><strong>Muhsin Alev</strong>, Berlin’de güzel bir hizmet başlattı ve zamanla teşekkül eden cemaat Berlin’de bir matbaa kurulmasına muvaffak oldu. </span></span></div> <div><span><span>Türkiye’de basma imkânı bulamadıkları tevafuklu Kur’ân’ı burada bastırdılar. Ben böyle bir kitaba sahip olmakla kendimi mutlu addediyorum. </span></span></div> <div><span><span>Nur talebeleri daha sonra Risale-i Nurdan değişik eserleri Berlin’de Türçe olarak basarak Türkiye’ye göndermişlerdir.”</span></span></div> <div><span><span><strong>Muhsin Alev</strong> hakkında bu bilgileri aktaran <strong>Ursula Spuler 1939</strong>'da <strong>Almanya'da</strong> doğmuş, tahsilini Amerika-Los Angeles'te ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yapmıştı. </span></span></div> <div><span><span>Bu esnada din ilimleri, şarkiyat,<strong> Farsça, Arapça</strong> ve <strong>Türkçe</strong> öğrendi. Doktorasını ise <strong>Bonn Üniversitesi</strong>nde “<strong>Çağdaş Türk Edebiyatı</strong>” üzerinde yaptı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Spuler</strong>, hâlen <strong>Marburg</strong> Üniversitesinde, din ilimleri çerçevesinde; <strong>İslâm Tarihi, Kur'ân, Sünnet, Din, İslâm’ın Temel Esasları, Tasavvuf</strong> ve bilhassa <strong>günümüz İslâm düşüncesi </strong>üzerinde dersler veriyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Muhsin Alev</strong>, Doğu Alman göçmeni <strong>Rotraud Scheer</strong>'le <strong>Müslüman</strong> olduktan sonra <strong>1961</strong>'de evlenmişti. <strong>Rotraud Scheer</strong>; <strong>Cemile</strong> adını almıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1962</strong>'de <strong>Muhsin Alev</strong> ile <strong>Cemile Rotraud Scheer</strong> çiftinin ilk çocukları <strong>Selim Said Hamdi</strong> dünyaya geldi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Muhsin Alev,</strong> <strong>1964</strong> <strong>Ağustos</strong> ve <strong>Eylül</strong> aylarında <strong>Yunanistan</strong>’da <strong>Gümülcine</strong> şehrinde, bir kiralık evde iki yaşını yeni doldurmuş olan oğlu <strong>Selim Said Hamdi </strong>ve annesi <strong>Cemile Rotraud Scheer </strong>ile oturduklarını, açık hava çay bahçelerinde oturan kalabalık müslümanlara ’<strong>Risale-i Nur</strong>’lardan okuduklarını anlatır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Muhsin Alev</strong> ile <strong>Cemile Rotraud Scheer</strong> çiftinin ikinci çocukları <strong>11 Aralık 1965</strong>’de <strong>Anisa Saida Nuriye</strong> dünyaya geldi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Almanya’da</strong> ikamet eden <strong>Nur talebesi Muhsin Alev,</strong> hem Türk devletinin kendisine verdiği özel ve gizli görevi yerine getirirken diğer taraftan da <strong>Nur Risaleleri</strong>nin basımı ile meşgul oluyordu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Eşi <strong>Cemile Rotraud Scheer</strong>'in <strong>Türkiye</strong>’ye gelişi ve <strong>Şule Yüksel Şenler</strong> ile tanışması, birlikte <strong>Türkiye</strong>’nin muhtelif şehirlerinde başörtüsünü tanıtan konferanslar serisini başlatmaları <strong>1967-1968</strong> yıllarını kapsar. </span></span></div> <div><strong><span><span>Merhume mücahideye Allah rahmet eylesin; ruhu şad mekanı cennet olsun!</span></span></strong></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com </strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>